Ah Kilis!
Zaman, ah-vah zamanı değil. Ben ahla başladım, ama bu bir türlü özeleştiri. Kendi kendimizi eleştirmeliyiz ki doğruları bulalım. Kilis’in neyi eksik? Hiçbir şeyi eksik değil. Bir köşeye sıkışmış, çıkmaz sokak görüntüsü vardır. Hep söyleriz. Bu da bir bahane değil. Suriye’ye açılan bir kapımız var. Hele bir de Nurdağı’ndan Musabeyli üzeri transit yolumuz yapılırsa... Değil ülkemizde, dünyanın birçok yerinde dahi Kilis denince, orası da neresi denilmeyecek kadar da tanınırız.
Dar bir alanda sınırlı toprak varlığı ile ellili-altmışlı yılları Kilis’te yaşayanlar bilirler, az yokluk ve sıkıntı çekilmedi. Verimli topraklarımız var, ama ancak nüfusu besleyecek kadar, geçindirip, arttıracak kadar değil. Evet zanaatın her türlüsü Kilis’te yapılırdı karın tokluğuna. Bazılarını sayayım: Hasırcı, kürtüncü, sabancı, tenekeci, külekçi, kalaycı, demirci, lastikçi, köşker, culhe, zibilci, fahreci, saka, tellalcılık, sabuncu, şirikhane, halleci, kudamacı, çerçi gibi ve yaygın olan diğer zanaatlar...
Evlerin bir kısmı kerpiç yapılı ve damların üzeri çatı değil, çoğunlukla topraktı. Hatırlarım çok komşumun pencereleri yani tağaları (Kilis deyimi ile), kış gelince tülbentle kapatılırdı. Camlatacak maddi güçleri yoktu. Her ev kadınının bir çıkrığı vardı ip elde etmek için. Evdeki eski giyecekleri keserek kalın kurdele halinde keser dokumacılara götürür, altlarına açacak yaptırırlardı odaları için. Veya çaput yorgan tabir edilen örtüleri yaparlardı. Kışın genelde her odada gömülü olan yer tandırı veya kocacık ve hördelek denilen araç gereçle tandır kurulur ısınılırdı. Mutfaklarda yemek pişirmek için yer ocakları vardı, yanında da bir körük, bağ çubuğu ve zeytin piri yakılırdı. Her mutfakta bir küllük vardı, burada kül ıslanır, bu su ile bulaşık ve çamaşır yıkanırdı. Yaz günleri de mutfaklar banyo olarak kullanılırdı. Hamama giden kadınlar başlarını yıkamak için hamama kil ıslar, götürürlerdi. Kilisli zahiresini kendisi hazırlardı. (Bulgur, simit, döğme, nişasta, sittisimidi, şire, kışlık un) gibi. Evde ekmeğini yapmayan dışarıdan yani fırından ekmek alanlar kınanırdı, “Evlerinde unları yok mu, bu nasıl kadın, çarşıdan gelenin bereketi mi olur, para mı dayanır!?” diye.
Evlerde yemekler genelde bulgura, bakliyata (özellikle mercimek), zeytinyağı, sebze ağırlıklı hazırlanırdı. Yoğurtla çok çeşitli yemekler hazırlanırdı. Yokluk yıllarında Kilis’in bu zengin kültürü insanların beslenmesinde yeterli olurdu. Kilisli kanaatkâr, elde bulunanları en iyi değerlendiren, müsrif olmayan insanlardı.
Kilis’in o yıllarda, dünya genelinde sanayileşme başlaması ile yukarda saydığım mesleklerinin geçerliliği kalmamış idi. Dükkânlar bir bir kapanıyordu. Kilis’te iş istihdamı yaratacak fabrika ve işyerleri
yok idi. Kilis insanı karnını doyurmak için ne yapabilirdi? Mayınlı alanlarda az insan kaybedilmedi. Az insan sakat kalmadı. Az insan memleketini terk etmedi. Çok göç verdi Kilis, hâlâ da vermekte...
Kilis bir kültür şehridir. Tarım kültürü başlı başına ele alıp araştırılacak zengin bir konudur Kilis’in.
Kilis ineği (Güney Anadolu kırmızısı), Kilis keçisi, Kilis ipeği (ipek böcekçiliği), Bağcılığa dayalı (pekmezcilik, gün pekmezi ve Anadolu’nun birçok yerinde ağda tabir edilen, külek pekmezi, şire ürünleri...), zeytinciliğe dayalı (sabunculuk, mahserecilik).
İnanç kültürü (Mevlevihane, tarihi camiler, ziyaretgâhlar).
Mutfak kültürü (kendine has, çok özel ve çok sayıda yemek ve tatlılar).
El sanatları (yorgancılık ve Antep işi tabir edilen işlemeler, iğne oyaları, gergef ve kasnak ile işlenen el işleri). Kilis’te nakış işlemek için her kadının genç kızın muhakkak bir nakış makinesi vardır.
Diğer tarihi mekânlar (Hamamlar, hamam kültürü, Ravanda Kalesi, Yesemek).
Ayrıca Antakya, Gaziantep, Kahramanmaraş ve GAP bölgesine yakınlığı ilimizin artılarıdır.
Bütün bunlar bir beldenin gezilmesi görülmesi gerekli önemli özellikleri. Ama tanıtmak gerekir.
Benim anlatmak istediğim, mesleğimle de ilgili olduğu için, Kesmelik civarına o bölgeyi de canlandırmak adına, dünyaca bilinen Kilis Keçisi ve Kilis ineğinin tanıtılması, gen popülasyonunun korunması için bir hayvanat bahçesi benzeri küçük çaplı da olsa bir üretme ve koruma tesisi kurulması. Çevresine de botanik bahçesi tesisi. Uzun yıllardır gezdiğim birçok yerdeki hayvanat bahçelerinde bu değerli varlıklarımız için bölümler ayrıldığını gördüm. Sivas Kangal çoban köpeği, Ankara tiftik keçisi ve kedisi, Van kedisi ile tanınır ve tanıtımını yaparken biz neden çok özellikleri olan bu varlıklarımıza sahip çıkmayalım? Hem varlıklarımıza sahip çıkmak hem de turist çekmek adına böyle bir tesisin kurulması gerektiği inancındayım. Belediyemizin ve ilgili kuruluşların ilgileri ve finansör bulunması ile yapılamayacak bir proje değil sanırım.
Resulosman Dağı ve Kesmelik bu nedenle değerlendirilmiş olur. Bu alanda kurulacak botanik bahçesindeki her ağaca bir şehidimizin ismi verilebilir.
Kilis’imizi bu özellikleri ile tanıtmamız gerektiği inancındayım.
M. Yaşar ÜZEL
***
Kilis’e Gidemiyorum
Tam kırkiki yıl oldu ayrılalı. Gidemiyorum... Eni sonu giderim. Korkumdan gidemiyorum...
Giderim de ya bizim mahalledeki Murtaza ve Kurdağa Kastelleri akmıyorsa? Yahut akıyor da ben su taşımak için, kovaları ve çatıyı bulamazsam ne yaparım, suyu ne ile taşırım?
Ne yaparım, Cibilarş deresinde, ağaçlarının altında ders çalıştığım yüzon ağaç zeytinliği bulamazsam?
İçindeki kuyunun suyu da kurumuşsa, ya da kuyunun herezesi bile yoksa su çekmeye? Nerede bulurum?
Keseklerle top oynadığım arkadaşlarımı da gene top oynuyayım, eh oluncaya kadar? Bir yudum suyu nereden bulurum? Nerede bulurum yürüyerek ders çalıştığım o tozlu topraklı yolları?
Babam kimin evini yapıyor, nerede taş yontuyor, nerede yapı yapıyor, bulabilir miyim, nerede bulurum, bilmiyorum!...
Cumhuriyet Meydanında Sobacı Emin ağabeyimin dükkânı açık mı? Çekiç seslerini duymak isterim.
Ya Kadı Camisinin arkasındaki çarşıda hasır ören Ali Amca’yı, Hudarcılar Çarşısındaki Kürtüncü Hannan Amca’yı, köşker Ökkeş ağamı, nacar bazarında Sabancı Mehmet Dayımı, Demirciler Çarşısında Demirci Hikmet eniştemi bulamazsam ne yaparım? Kimin körüğünü çekerim iki elimle?
Kelleyi kime üttürürüm, dış kapının anahtarını kime yaptırırım, kimse Lütfi Usta gibi yapamaz ki?
Ne yaparım, ben Abuşağa Kastelinin güneyindeki Ağe’nin Hanı yıkılmışsa? Hanın dükkânlarından birindeki kayınbabam bakkal Akif, dükkânı kapatmışsa bir satıl yoğurdu nereden alırım?
Alamazsam anam kel lebeniyeyi ne ile pişirsin? Çocuklar ne yesinler? Dükkân komşusu Mısırlıgilin Salih amcada berber dükkânını kapatmışsa nerede tıraş olacağım? Anam rahmetlik, “Tıraş erkeğin kalayı” derdi. Lafın birini bırakıyor, birine başlıyorum. Oradan yürüdüm, Cumhuriyet Meydanına geldim.
Kelleci Mecid’in bir sahan kellesini yemeyeyim mi? Yemeden hemen yakıncacık Paşa Hamamına nasıl gideyim? Hamam da kapalı ise, ne yaparım bilmiyorum. Hasanbey Hamamına giderim, zaten hem anamın hem de babamın akrabasının, her zaman gittiğimiz hamam. Bulabilir miyim? Bilmiyorum.
Öğleden sonra ya Özyurt’a ya da Ebe Hanımın sinemasına gitmek isterim. Hangisinde ecnebi filmi oynuyorsa. Ama kapalılarmış herhalde. Başlor, başlor diye çağıran da yokmuş. Maarif Kahvesi ile Abbas Ali’nin kahvesi de kapalıymış, ben nerede koçkin oynayacağım? Nerede bir bardak zahter içeceğim? Nerede bir fincan melengiç kahvesi içeceğim? Nargile de var mı bilmiyorum?
Geceleyin de güveyi gezdirmesi olsa, ya da bir oturtma... İnsan, Abdülkadir Amca’nın dükkânından bir şişe içecek bir şeyler alır. Biraz kuru çerez, biraz meyve, adettir, arkadaşlarla birlikte gider.
Gider biraz eğlenir. Ama nerede bulacaksın ki bu zamanda? Sen Kilis’e gitmek istemiyorsun.
Gitmemek için bahana ediyorsun, dediğinizi duyar gibi oluyorum, demeyin. Yoksa ben özlemedim mi zannediyorsunuz? İnsanın canının, ciğerinin parçaları orada olsun da özleme.
Siz öyle bilin yine de. Siz öyle bilin... İnsan ol da, hasret ol da özleme. Gel de özleme!
Annemin pişirdiği bir tabak kölük aşı ile sac ekmeğinin tadını da bulabilir miyim, bilmiyorum?
Bizim tabakanın hava esen penceresinde Kalleş’in serin havasında, soğuttuğumuz kemreli kavunun, acemi kayısının, ya da eniştemin Leylit’in bahçesinden, Ömer Ağa’nın bahçesinden getirdiği marulların, hıyarların felhan kokusu, onlar da burnumda tütüyor. Tütüyor da hiçbirini bulamam diye, korkumdan gidemiyorum Kilis’e.
Kilis’te şimdi bunlar varsa söyleyiverin ne olur, hiç mi geçmişleriniz rahmet istemez, bunlardan birisi bile varsa, söyleyin de siz benden evvel uçakla gidiverin Kilis’e... Ben yayan da olsa giderim Kilis’e. Beni bihaber bırakmayın ne olur? Ne olur söyleyin. Birileri söylesin de başı açık, ayağı çıplak, koşarak gideyim...
M. Yaşar ÜZEL
***
ÇEVRE VE SU
Meydanlar şehirlerin vitrinleridir.Toplanma yerleri,kutlamaların yapıldığı,serbestçe gezilebilinen,nefes alınan alanlardır.
Hele Kilisimiz gibi çok sayıda tarihi değerlerin bir arada bulunduğu meydanlar şehrin tanıtımı açısından en önemli
unsurudur.Ellili yılları yaşayanlar bilirler.Milli bayramlarımız büyük bir çoşku ve katılılmla bu alanda yapılırdı.Hele
7 Aralık kurtuluş bayramı kutlamaları bu alanda, tüm esnaf,halk,resmi ve sivil toplum kuruluşlarının katılımı ile
soğuk kış günlerinde içimizi ısıtır,huşu içinde izlenirdi.Meydan boştu,genişti.Şimdi meydanın ortasını daraltan,
kimse alınmasın ama zevksizce ağaçlandırılan park diyemeyaceğim,çirkinlik yoktu.Şimdiki Belediye binamızın
yerinde büyük taştan bir şirikhane denilen han vardı.Kuzeyde hal binası,altında dükkanları ve bir kahvehane vardı.
Batıda ise cezaevi ve bir kahvehane vardı.Avlunun hangi cephesinde durulsa tarihi,Canbolat paşa camii,Mevlevihane,
Hükümet binası rahatça görülürdü.Bu üç tarihi değer çok güzel bir görüntü verirdi.Şu anda nereden bakarsanız bakın üç eseri rahatça göremezsiniz.Kilis deyimi ile meymana mesmana alan daraltılmıştır.Büyük atamızın,Kilis taşı ile yapılı güzel anıtı,Hükumet binasının önünde tasarlansa imiş zamanında,alan daha geniş olarak kalabilirmiş.Anıtın arkasındaki park benzeri parkçık kaldırılırsa,Canbolatpaşa camiii ve mevlevihane her cephaden görülebilir.Ben şehircilik uzmanı ve planlamacısı değilim.
Bir vatandaş olarak Kilis deyimi ile Havlımızın uzmanlar tarafından düzenlendiği zaman modern bir görüntü kazanacağına eminim.Yeni Belediye sarayı yapıldığı zaman eski binanında bu üç tarihi dokuya göre düzenlenerek müze haline getirilebileceğini
umarım.Tarihi Tekya camiinin avlusunun ortasında bir şadırvan var.O muhteşem görüntüye o beton çirkinliği kim düşünmüş bilemiyorum ama Kilistaşı ile otantik dokuya yakışır yeni bir düzenlemenin de yapılabileceğini ilgililerden istemek hakkımızdır sanıyorum.Geniş, zemini güzel taşlarla döşenmiş,bir kısmı trafiye kapalı,halkın rahatça gezinebileceği,tarihi güzellikleri sergileyen bir Cumhuriyet meydanı hayal ediyorum.Yeni park alanları yapan,Kurtuluş parkı tesis eden,Tarihi Kentler Birliğine
üye olan belediyemizin,her Kilislinin anıları ile dolu Havlımızıda modern bir şekilde düzenlenmesi için uzman ellere teslim edeceğine eminim.Tarım alanları sınırlı ve sulanamayan,sanayisi hiç olmayan,tek çaresi turizm olan Kilisimizin işe çağdaş
ama otantik ve tarihi değerlerini koruyarak düzenlemelerle başlaması gerekir.Geleceğimiz,inanç turizmi,alışveriş ve yerel gıda ile yemeklerini pazarlayan modern bir kent olmaya bağlıdır.Sanayi kuruluşları ile sulamalı ve organik tarım bir ilin kalkınmasında esastır ama ne yazık ki yakın zamanda bu itici güçlere sahip olmamız zor görünüyor.
M.Yaşar Üzel.
***
KİLİSİN DEĞERLERİ
Hayvancılık ve hayvan populasyonu bakımından imrenilecek zenginliktedir.Kilis keçisi ve Kilis Sığırı(Kilis İneği),çevreye uyumu
yıllardır tabii seleksiyonla en üst seviyeye gelmiştir.Sizleri rakamlara boğmadan bu iki ırkın özelliklerini kısaca vermek isterim.Kilis keçisi süt verimi, döl verimi,sütteki yağ miktarı,kıl verimi bakımından ülkemizin en önde gelen keçi ırkıdır.Sağılma süresinin uzun olması artı bir özelliktir.Her yemi değerlendirmesi,dayanıklı bir yapıya sahip olması güçlü ayak ve beden yapısı ile de iyi bir sürü hayvanıdır.İkiz ve üçüz oğlak verim sürü genelinde yüz keçide yüz
yirmi,yüzotuz dur.Kilis Valiliği ve Tarım İl Müdürlüğünün,2008 yılında Kilis Keçisinin koruma altına alınması amacıyla,Sözleşmeli Kilis Keçisi Damızlık İşletmeleri Kurma Projesi çok önemli bir projedir.Kilis Merkez,Musabeyli,Polateli ilçelerinde toplam
5 çiftçiye 315 Kilis keçisi dağıtılması çok önemli ve yerinde bir başlangıçtır.Yıllar önceden Atatürk Orman Çiftliği Hayvanat Bahçesinde Kilis keçilerinin sıtand açılarak teşhir edildiğine tanık olmuştum.
Kilis Sığırı,süt verimi,beden yapısı,laktasyon süresi ve her türlü yemi değerlendirmesi bakımından ülkemizin elit bir sığır ırkıdır.Gen Kaynaklarının halk elinde muhafazası çalışmaları çerçevesinde 24 Mart 2005 tarihinde 25765 sayılı Resmi gazetede
yayımlanan Hayvancılığın Desteklenmesi Hakkında Bakanlar Kurulu Kararının 2005/13 Nolu Uygulama Tebliği gereği,2005 yılında Çukurova Tarımsal Araştırma Enstitüsü bir çalışma başlatmıştır.Yerli hayvan ırklarının çiftçi elinde muhafazası bakımından önemli olan bu proje,Hatay İli Kırıkhan İlçesi köylerinde 127 başlık koruma sürüsü oluşturulmuştur.
Veteriner hekimlik hizmetlerinin ve özellikle hayvan ıslah çalışmalarının bir kısmının özel kuruluşlara devredildiği zamanımızda,Gen Kaynaklarının Çiftçi Elinde Muhafazası ve buna benzer projelerle elde edeceğimiz değerler gelecek nesillere bırakacağımız en önemli mirasımız olacaktır.Tarım İl Müdürlüğümüzün en önemli çalışmasının
bu yönde olması gerektiği kanısındayım.Bu kurumlarda uzun yıllar çalışan bir eleman olarak,eksikliğini hissettiğim, Gen Kaynaklarının Muhafazası Çalışmalarının, Kilis Tarım İl Müdürlüğümüzce ele alınmasını
ve Valiliğimizin büyük desteğini görmek beni ziyadesi ile mutlu etmiştir.
İlimizin,Kilis de yetişen,bazılarının tamamen Kilise özel olan tarımsal ürünleri de vardır.Kilis kemreli kavunu,Kilis bal kavunu,Kilis dolmalık acuru,turp ve havucu,hıyarı,üzüm cinsleri,hesi(marul),pancarı
(pazı)ve ıspanak v.s.Bu ürünlerin genlerinin gelecek kuşaklara aktarılması için muhafazası mutlaka yapılmalıdır.Unutulmamalıdır ki bu ürünler atalarımızdan bizlere kalan en değerli hazinemizdir.
M.Yaşar Üzel.
***
Değerlerimiz
Bir toplumun en değerli varlığı insanlarıdır. İnsanlar toplumu meydana getiren bireylerdir. Nasıl bir ulusun tarihi var ise insanında bir geçmişi vardır. Millet olarak yaşadıklarımızı konuşarak anlatan bir karaktere sahibiz.
Hangimiz başımızdan geçen olayları günlük tutarak, arşivleyerek, gelecek aile bireylerine ulaştırabiliyoruz.
Oysaki her insanın hayatında,yaşadığı zaman başından geçenler, yaptığı işler, gelenek, görenekler, beslenmeden giyim kuşama kadar günlük yaşantısı belirli bir süre sonra ilginç değişimler geçirebilir.Her gün insan hayatında bir deneyimdir.
Hele teknolojinin alabildiğince hızla değiştiği zamanımızda onlarca yıl önceki bir anekdot nostalji olabilmektedir.
Bir ilçede rastlamış idim. Ben, Kilis’te, neden olmasın, diye düşündüm. İnsan hafızası unutkandır. Yaradılış olarak böyledir.
Her mevkide, her bölgede yaşlı insanlarımızla birebir söyleşi yaparak bunların envanterini yapmak ve arşivleyerek gelecek kuşaklara bırakmak geç de olsa gerekli bir projedir. Röportajlar görüntülü,videolu, mutlaka birebir her konuda geçmişle ilgili
bilgileri belgelemelidir. Yaşlı insanlarımız Kilis’te, köyde veya il dışında yaşıyor olabilirler. Önce bunların tespiti gerekir.
Sonra da uzman kişilerle veya onların yönlendireceği görevlilerle çalışma yapılmalıdır. Bu çalışmaları tabii ki bir resmi kuruluş üstlenmelidir.
Bu kuruluşta tabii ki Belediye olmalıdır. Bu proje ve neticeleri yani arşivleme çok ciddi bilimsel bir boyuta yapılmalıdır bu da ancak resmi bir kurum tarafından yapılabilir. Kilisli değerli büyüklerimizin gelecek nesillere aktaracak öyle önemli değerleri olacaktır ki bunu önceden tahmin etme imkânı yoktur. Bu çalışma tamamen bir ekip işi olmalıdır. Araştırma, tespit, arşivleme
bilgi, beceri isteyen özverili çalışmalar gerektirir.
Bu çalışmaları yaparken geçmişte kullanılan bazı otantik giysi,alet ve malzemelerde kayıt altına alınabilir hiç olmazsa belgelenir ve görüntülenir.
Kilisin Belleği ancak gelecek nesillere böyle aktarılabilir. Bunu istemek ve bu konuda gönüllü çalışma yapmak her Kilislinin görevi olmalıdır. Sayın Belediye Başkanımızdan bu projeye sahip çıkmasını canı gönülden arzuluyorum.
Gelecek nesillere her konuda kültür aktarmak ve aşılamak en doğru yoldan ve kestirme böyle çalışmalarla olur sanıyorum.
İş işten geçmeden... Değerleri kaybetmeden...
Çevre sorunları yoğun biçimde son yirmi yıldır tüm dünyayı tehdit etmektedir.Çevre sorunlarının neden olduğu sonuçların evrenselliği anlaşıldıktan sonra dünyada bir çevre bilinci uyanmıştır.
Tüm canlılar için bir tek dünya var.Hepimiz bu geminin içindeyiz.Başka da dünya yok.
Önceleri sanayi bölgelerinde ve çarpık kentleşme ile nüfus yoğunluğunun çok olduğu bölgelerde;hava ve
su kirlenmesi olarak başlayan kirlilik;ozon tabakasının incelmesi,birçok canlı türünün yok olması,kuraklık
ve doğal felaketleri getirdi.
Bu felaketlerin sebebi insandır.
Kuran’ı Kerim’in Rum Suresinin41. Ayeti büyük anlam ifade eder.
_İnsanların elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde bozgun çıktı;Allah belki pişmanlık duyup
dönerler diye yaptıklarının bir kısmının cezasını onlara dünyada tattıracak.
Çevre kirlenmesi ve çevrenin tahribi neticesi mahalli olarak en çok kuraklık hissedilmektedir.
Oysa dünyanın dörtte üçü sudur.Ancak bu suların % de 3 ü tatlı sudur.Bu suların büyük bir kısmı
Kutuplarda,dağların doruklarında ve yeraltındadır.
İlimiz de yer altı suyu,kaynak suyu,artezyen suyu azdır.1953 yılında İlkokul birinci sınıfta iken
Amerikan Asma Çubuğu üretimi için kurulan Üretim istasyonunda artezyen çalışmalarını görmek
İçin gitmiştik.Sanırım netice alınamamıştı.O yıllarda şehre içme suyu olarak Narlıca suyu yeni
getiriliyordu.Kilisliler içme sularını mahallelerdeki kastellerden cami sularından ve avlularındaki kuyulardan karşılarlardı.Kuyu sularının büyük bir kısmı sert su idi.Mahalledeki nadir sayıdaki tatlı su kuyularından içme suyu alırdık.Avlusunda kuyusu olmayan evler makbul sayılmazdı.
Kuyu Suyu:Yer altı su tabakasına delerek veya başka türlü açılan kanallarla ulaşılarak elde edilmiş sudur.
TUBİTAK tarafından kuyu suları üzerinde yapılan bir araştırmada genelde tarımsal ilaçların sık kullanıldığı bölgeler ile sanayi bölgelerinde,yağmur sularının da etkisi ile Azot,kireç ve nitrat mıktarının çok olduğu
görülmüştür.Adı geçen zararlı maddeler suda insan sağlığı için elzem olan Florür ün etkisini yok etmektedir.
Kuyu sularının içme suyu olarak kullanılabilmesi için mutlaka önce tahlil edilmesi gerekmektedir.
Genelde sert olan kuyu sularının,kireç miktarını gidermek ve mikrobik maddeleri yok etmek için kullanılan Klor ünde insan sağlığı için büyük tehdit oluşturduğu artık bilinmektedir.
Ne olursa olsun, yalnız temizlik için kullanılmak üzere kuyularımızın muhakkak korunması sağlanmalıdır.
Onlar bizlere atalarımızın yadigarıdır,Hiç unutmam bizim avlumuzdaki kuyu dokuz kulaç derinlikte idi ve suyu serti.Zamanla üzerine konan pompa ile kullanılan su miktarı arttıkça suyun sertliğinin azaldığını ve içilebilir olduğunu duymuştum.Çarpık kentleşme ve betonlaşma neticesinde kuyularımızı kapatmayalım,apartman içerisinde bile muhafaza edelim.
M.Yaşar Üzel
Veteriner Hekim.
***
CUMHURİYET MEYDANI.(Avlu)
İlimiz dar coğrafyası,yeraltı sularının azlığı gibi olumsuz şartlara rağmen,ülke çapında tanınan hayvan ırklarına sahiptir. |