Öğrenci Merkezli Eğitim
Öğrenme evrensel bir uğraşıdır. Çevremizde ve dünyanın her yerinde, anne-baba çocuğuna, usta çırağına, öğretmen öğrencisine bir şeyler öğretmeye çalışır. Görüyoruz ki sürekli bir öğretme konusu içindeyiz. Öğrenme süreci ve sonuçları her öğrenende bir olmaz. Kimi yüzeysel öğrenir. Kimi de öğrendiklerini unutur. Öğrenciler öğrenme açısından çok farklıdır. Bu farklılıklar bazıları;
Öğrenci;
a- Tertip ve düzeni sever. Masasının üzerini daima düzeltir.
b- Dağınıktır. Masasının üzeri dağınıkmış, hiç rahatsız olmaz. Hatta bu dağınıklığın farkına bile varmaz.
c- İş yapmayı sever. Görsel açıdan daha güzel olmasını yani güzel görünmeyi sever.
d- Yaparak yaşayarak öğrenir. Bunlar anlatılanları değil, yapılanları hatırlar.
e- Spor yapmayı, fiziksel oyunları, jimnastiği, bahçe işlerini yapmayı sever.
f- Görerek ve gözleyerek öğrenir. Bunlar sağlıklarına, vücutlarına ve zarafete özen gösterir
g- Problem çözmeyi, neden-sonuç ilişkisini çok iyi kavrar.
h- Müziği sever. Seslere, notalara ve ritimlere karşı ilgilidir. Her türlü enstrüman çalmaya karşı yeteneklidir.
Öğrencilere anlatılarak öğretilenler sürekli ve kalıcı değildir. Burada öğretmen şöyle düşünür. “Öğrencilerimize öğretelim. Nasıl öğretelim? Ne ile öğretelim?” Öğrenci merkezli öğretimde ise “Öğrencimiz ne öğrenmek ister? Öğrenmek için ne yapacak? Öğrenmesine neler yardım eder?” Öğretmen bütün bu farklılıkları göz önüne almıyorsa, tüm öğrencileri öğreniyormuş gibi, düpedüz ders anlatıyorsa, bu çok anlamsızdır. Bilebile bunu yapıyorsa, buda öğretmenin çaresizliğidir İşte bu nedenle, öğretmen sınıfında, mutlaka öğrenci merkezli eğitim uygulamalıdır. Öğrenci merkezli eğitim, öğrencilerin ilgi alanlarını ve becerilerini ortaya çıkarır. Okul içi ve okul dışı yapılacak etkinlikler, öğretmen ve öğrenci ilişkisinin güçlenmesini sağlar. Okullarımızda öğrenci merkezli eğitim esastır. Okullarımızdaki tüm eğitim-öğretim ve yönetim hizmetleri, bu esasa göre düzenlenmelidir. Sınıfta uygulayacağınız, öğrenci merkezli eğitim, öğrencilerinize yeni bilgilere ulaşma yollarını öğretecektir. Yeni bilgilere ulaşan öğrencileriniz, kazandıkları bilgileri özümler. Özümlenen bilgi kalıcı olur. Kazanılan bilgiyi de arkadaşlarıyla paylaşır. Böylece öğrencilerinizin, bilgiyi kullanma becerileri gelişir. Kazandıkları yeni bilgileri, yaşantılarında uygularlar. Öğrenci merkezli eğitim, öğrencilerinizin bireysel gelişmelerini sağlar. Böylece öğrencileriniz, her türlü gereksinmelerini karşılama yollarını öğrenir.
Öğrenci merkezli eğitimi şöyle de tanımlayabiliriz; Öğrencilerimizin ihtiyacı olana sahip olabilmesi için, öğrencilerimizin ilgisinden yola çıkarak, öğrencilerimizin kendi deneyimi yoluyla, bilgiye ulaşabilmesi, bilgiyi kavramasını ve kullanmasını sağlamaktır. Uygulayacağımız öğrenci merkezli eğitim sonunda, bilimsel düşünme becerisine sahip, öğrenmeyi öğrenmiş. Üretken. Bilgiye ulaşıp kullanabilen, iletişim kurma becerisine sahip ve teknolojiyi etkin kullanan öğrenciler yetişecektir. Öğrenci merkezli eğitim uygulayan bir öğretmen, sınıf içi uygulayacağı etkinlikten önce, onların ilgisini çekici kısa bir konuşma veya, kısa bir öykü anlatarak öğrencilerin katılmalarını sağlamalı ve öğrencilerini teşvik etmelidir. Sınıf içinde yapılacak etkinlik, öğretmenle öğrencileri, karşılıklı olarak etkiler. Öğretmen, burada katılımcı, teşvik edici ve güdüleyicidir. Öğrenciler ise katılımcı ve sorumluluk alanlardır. Etkinlik, aynı zamanda karşılıklı iletişimin kurulmasıdır. Öğrenciler yeni bilgiler ve buluşlar kazanır. Kazandığı bilgileri sorgular ve yorumlar. Öğretmen ölçme ve değerlendirme yaparken, etkinlik sürecinde öğrencilerin gösterdiği performansları, gelişmelerine göre, teknolojiyi kullanabilme, bilgiye erişebilme ve kazandığı yeni bilgileri paylaşımlarını göz önüne almalıdır.
Süleyman ÖZBAKIŞ
***
Çocuğunuzla Ne Kadar İlgileniyorsunuz?
Anne-baba hiçbir zaman iyi bir eğitimci olamaz. Çünkü, çocuğu ya şımartır ya da katı bir disiplin altına alır.
Katı disiplin uygulayan ailede sürekli anne ve babanın
dediği olur. Burada anne-baba kazanır. Diğerinde ise
çocuğun her isteği yerine getirilir. Burada da çocuk
kazanır ve mutludur.
Ama anne-baba çocuğun bazı istekleri yerine
getiremedikleri için mutsuzdur. Böylece dengesiz bir aile ortamı ortaya çıkar.
Çocuğunuzu dinleyin. Onun açılmasına, duygularını dışarı vurmasına, çözüm yolunu kendisinin bulmasına
yardımcı olmalısınız Onunla nasıl konuşacağınızı,
düşünce ve isteklerinizi nasıl çocuğunuzla iyi bir iletişim kuracağınızı bilmek zorundasınız. Ona göre davranışlarda bulunmalısınız. Her çocuğun çeşitli istekleri olur. Davranışlarıyla ilgili veya hissi problemleri olabilir.
Eğer çocuğunuza, emir veya gözdağı vererek, onu yönlendirmek istiyorsanız? Çocuğunuzda kendi
duygularının ve ihtiyaçlarının bir önemi olmadığı
düşünecektir. Bu durum, çocuğunuzu kızdıracak.
Verdiğiniz gözdağı, çocuğunuzu korkak yapacaktır.
Bazı anne-babalar, çocuklarına yerli yersiz, nasihatte
bulunur. Böyle yapılan nasihatler, çocukta suçluluk
duygusunu uyandırır. Düşmanca hareket etmesine sebep
olur. Çocuğunuz okul çağına gelince de okula yazdırırsınız. Çocuk okula başlaman önce, hangi anne-baba, çocuk için
çok yararlı olan, okul öncesi eğitim okuluna, çocuğunu gönderir? Hangi anne-baba okula sık sık uğrar, öğretmeni
ile görüşür? Zannetmem. Ne uğrar, nede görüşür.
Öğrenci okulda başarısız oluca da, öğretmenini suçlar. Çocuğunuzun öğretmeninde de hata olabilir.
Unutmayın ki, çocuğunuzu yargılarsanız,
eleştirirseniz ve suçlarsanız, çocuğunuz, kendini yetersiz
aptal ve değersiz hissedecektir. Hiç anne-baba olarak, gözlerinizi içinize çevirip, kendinizi eleştirebiliyor musunuz? Yalnız maddi imkânlarını (Barınma, yeme-içme ve harçlık) karşılayarak anne-babalık yapılabilir mi? Günün kaç
saatini çocuğunuza ayırıyorsunuz? Çocuğunuzun
ergenlik dönemin de geçirdiği, bulanım dönemine,
rehberlik yapıyor musunuz? Çocuk acaba sizinle
övünüyor mu? Yoksa sizden utanıyor mu? Bütün bunları düşünmeniz gerekmez mi? Huzursuz bir aile ortamında yetişen çocuğa, okul ve öğretmen, ne kadar yardımcı olabilir? Bir veli olarak, okulla, çocuğunuzla, ilgili olmak
zorundasınız. Öğretmeni ile iyi bir iletişim kurmalısınız. Çocuğunuzdaki düşünsel, fiziksel, bedensel, beyinsel
ve geçirdiği fırtınaları, değişiklikleri, öğretmeni ile adım,
adım izlemelisiniz. Bir anne-baba olarak, televizyona, her
türlü işe, arkadaşa, yemeye, içmeye, eğlenceye zaman bulursunuz. Ama çocuğunuza yarım saat ayırmaya zaman bulamazsınız.
“Aman oğlum ablana sor. Amcana sor. Kardeşinle
çöz” gibi bahanelere baş vurursunuz. Sonrada hep eleştirirsiniz “Tembelsin. Şu komşunun çocuğu kadar da olamadın. Senden ancak kaldırım mühendisi olur. Kime çekmişsin acaba?“ Bunlara benzer daha birçok suçlama. Çocuğunuz yanlış yola girmiş. Yanlış arkadaşlar edinmiş. “Eyvah” dersiniz ama, iş işten geçer. Fabrikanızı, iş yerinizi, arabanızı, paranızı kaybedebilirsiniz. Bunların hepsini
birkaç yılda yerine koyarsınız. Ama, kaybettiğiniz bir
gencinizi, geri yerine koyamazsınız.
Okulda veli-öğrenci- öğretmen üçgenini mutlaka kurmalısınız. Ancak, bu üçlü biri birini kontrol ederse,
istenilen sonuç elde edilir. Okulların açtığı kreş ve ana
sınıfları, baştan savma olmamalıdır. Çağdaş insana,
çağdaş eğitimle ulaşılır. Moda akımlarını, eğlence yerlerini, barları, televoleyi ve gazinoları çağdaşlıkla karıştırmayın.
Bunlar çağdaş değildir. Çağdaş olmanın ilk adımı, bu güne kadar birikmiş olan kültürlerden, nasibini almaktan geçer.
Bu kültürlerin, yaşayan zenginliğini özümseyip, benimseyen, geçmişteki güzellikleri bilen, geleceği sezinleyebilen, günümüzde ki teknolojik gelişmeleri ve iletişim kültürlerini izleyebilen, sevgi ve saygılı, hoşgörülü olan ve bunları
hayatına uygulayan kişi çağdaş olur.
Süleyman ÖZBAKIŞ
***
Yeni Öğretim Yılın Kutlu Olsun Öğretmenim
Bugün okullarımızın açıldığı ilk gün. Tüm öğretmenlerime, yeni yılda başarılar dilerim.
Sevgili öğretmenlerim.
Bugün okul bahçenizde renk, renk çiçeklerin açtığı gündür.
Gelin bu çiçekleri bilginizle sulayın. İlginizle ve sevginizle çapalayın.
Onları sevin. Onları okşayın. Daha ilk günden, onlara tatlı dilinizi,
güler yüzünüzü gösterin. Eğer varsa, içinizdeki kini ve nefreti atın.
Onun yerine sevgiyi, hoşgörüyü koyun. O minimini renk renk
çiçeklerinizle, birebir ilişkiler kurun. Sakın onlara bağırmayın.
Hiç azarlamayın.
Hele hele dayağa hiç mi hiç yer vermeyin. Çünkü,
hakaret ve saldırı, insan onurunu zedeleyen ve asla aydın ve
uygar bir öğretmene yakışmayan bir davranıştır. Yoksa, o güzelim
çiçekleriniz solar, kurur. Unutmayınız ki, bir gün olur, çiçekleriniz
büyür. Meyve verir. Seni çok sevdikleri için öğretmen olurlar.
Beklide mimar, avukat, subay ve doktor olarak, karşınıza çıkar.
“Ver elini öpeyim öğretmenim” der, ve elinizi öper. İşte o anda, öğrencinizin göz bebeklerindeki, sevgi dolu ışıltının, ılık, ılık içinize
aktığını hissedersiniz. İçinizdeki, o andaki mutluluğu, hiçbir yerde bulamazsınız.Onlara sevgiyi, saygıyı, hoşgörüyü ve
ana-baba sevgisini kazandırınız.
Onları vatanını, devletini, bayrağını ve sancağını seven,
Atatürk İlkeleriyle uyumlu, inkılâplarıyla tutarlı öğrenciler olarak yetiştirirseniz, onlarda adam gibi adam olur.
Sınıfınızda tekrara ve ezbere hiç yer vermeyiniz. Öğrencilerinize
düpedüz derste anlatmayınız. Çünkü, öğrencileriniz birbirlerinden
farklıdır. Sınıfınızda öğrenci merkezli, kaliteli bir eğitim uygulayın. Unutmayınız ki, bizi biz yapan eğitimdir. Öğrencilerin isteklerini, ihtiyaçlarını, ilgi alanlarını ve geleceğe dönük amaçlarını
belirlemelisiniz. Öğrencinizin, yaparak ve yaşayarak
öğrenmesine, düşünmesine ve araştırmasına,
yeni bilgiler elde etmesine
yarayacak, etkinliklere yer vermelisiniz. Unutmayınız ki,
öğrencilerinizin başarısı, sizin başarınız olacaktır.
Velilerinizle bire bir görüşerek, öğrencilerinizin aile içindeki
durumunu, mutlaka öğreniniz. Sorunları varsa, velinizle birlikte
çözünüz. Veli-Öğrenci-Öğretmen, bu kalite kontrol üçgenidir.
Mutlaka bu üçgeni kurmalısınız. Öğrencilerinize
öğreten öğretmen değil, öğrenmeyi öğreten öğretmen olunuz.
Onlara, verimli ders çalışma yöntemlerini, çeşitli kaynaklardan, yararlanacakları yolları öğretiniz.Öğretmenim, uygulayacağın
kaliteli eğitim sayesinde, hayata sağlam basabilen,
daha ileriyi gören,
zorluklar karşısında yılmayan, çözüm yollarını bulan, gönlünde
sevgi ve saygı olan öğrencileri yetiştirecek olan sensin.
Öğretmenim okulunuzun yeri gerçekten farklı olmalıdır.
Okulunuzda yapılan her davranışın
ardında sevgi ve saygı olmalıdır.
Çünkü, “Önce sevgi ve saygı, sonra edep ve hürmet,
ardından ilim ve irfan gelir”.
Dünyada eli öpülecek tek kişi de sensin. Sen benim öğretmenimsin...
Süleyman ÖZBAKIŞ
****
Ailede ve okulda ahlâki değerler
Ahlâki değerler deyince ne anlıyoruz? Yalan söylememe, adaletli olma, bağışlayıcı olma, öfkeyi yenme, alçakgönüllü olma, saygılı ve sevecen olma, insanları sevme, dinin temel prensiplerini benimseme ve öğrenme, hoşgörülü olma, temizliğe önem verme,Geleceğini güvence altına almak isteyen milletler, öncelikle, huzurlu ve güçlü ailelere ihtiyaç duyarlar. Bu nedenle, anayasamızda 41. maddesinde, ”Türk toplumunun temeli ailedir “ hükmü yer almaktadır. Ahlâki değerlere saygı, küçük yaşlarda başlar. Bu değerler, onların doğalarında başlar. Okulunda devam eder. Çocuk, bu değerleri yaşar. Her insan hayatı boyunca, ahlâki değerleri korumayı bilmelidir. Ailenin amacı yalnız sağlıklı bir çocuk yetiştirmek olmamalıdır. Anne ve baba çocuğuna, ailesi içinde, ilişkilerin nasıl olması gerektiğini, aile içindeki fertlerle, iyi ilişkiler kurarak göstermelidir. Çocuk bir toplum içinde, nasıl yaşanacağını, temizliği, disiplini, hak ve hukuka riayeti, doğruluğu, dürüstlüğü ve bunlar gibi ahlâki değerleri ilkönce ailesinden, okula başlayınca da, okulundan öğrenir. Aile içindeki bütün fertler, özellikle eşler, karşılıklı görev ve sorumluluklarını iyi öğrenip yerine getirmelidirler. Ailede bir sorun varsa, birlikte sorunun temeline inerek, karşılıklı konuşarak sorunu çözmelidirler. Aile içinde öfke ve şiddet asla olmamalı. Bunların yerine, sevgi, saygı ve fedakârlık konmalıdır. Ailedeki sevgi, saygı ve hoşgörü, her sorunu çözecektir. Her gün değişen bir dünyada yaşıyoruz. Ailelerde, böyle bir Dünya’da yaşamak ve bu Dünya’ya uyum sağlamak zorundadır. Çocuk 5 veya 6 yaşına gelince, en iyi eğitimini alacağı, pek çok şeyler öğreneceği, ve hayata hazırlanmasını sağlayacak, okuluna başlayacaktır. Gerçekte okul, çocuğun bir eğitim yuvasıdır. Bu eğitimi verecek olanda, öğrenmenidir. Öğretmen, 1. sınıfa başlayan öğrencilerin sınıfını, yalnız okuma yazma ve öğrenme sınıfı yapmamalıdır. Öğretmen, elbette okuma yazma öğretecek. Ama, bunun yanında, iletişim ve davranış bilimi üzerine, gelişmeyi de öğretmek zorundadır. O öğretmen ki, öğrencilerine yalan söylememeyi, adaletli olmayı, nazik ve saygılı olmayı, ana-baba ve öğretmen sevgisini, büyüklere saygıyı öğretecektir. O ideal bir öğretmen olmalıdır.. Uygulayacağı eğitim, kaliteli ve kendiside kaliteli bir öğretmen olmak zorundadır. Kaliteli bir öğretmen, şiddet ve dayağı sınıfında asla uygulamaz. O tatlı dilli ve güler yüzlüdür. Çocukları çok sever. O ahlâki değerlere önem verir. O öğle bir öğretmen ki, Atatürk inkılâplarına bağlı, ilkeleriyle uyumludur. Vatanını, bayrağını, devletini, milletini, dinini çok sever. Cumhuriyete ve demokrasiye inanır. Öğrencilerin yüreklerine sevgi, saygı ve hoşgörü çiçekleri açtırır.
Sayın anne ve babalar çocuğunuzun okula gelin. Öğretmeni ile iyi ilişkiler kurun, Okulla ve öğretmenle birlikte çalışın. Çocuğunuzun topluma, iyi bir insan olarak kazandırılmasına, katkıda bulunun.
Süleyman ÖZBAKIŞ |