
Dilek Kapısı…
M. FARUK DALGIÇ
Bayramın gelmesini en fazla çocuklar ister. Çünkü koşacak, oynayacak, o gün en güzel giysilerini giyecektir. Benim de hatırladığım ilk bayramım şöyle olmuştur.
Mübarek Ramazan ayı geldiğinde, bizim evde bir sevinç dalgası eserdi. Bayram olacak geliyor diye, ben de ailemin bu sevincine katılırdım. Ama en çok giyeceklerim, oyuncaklarım için. Ailemin niçin sevindiğini, akşamları iftarda neden güzel yemekler piştiğini bilmezdim. Sanırım okula daha yeni başlayacaktım.
Babam sabahları çok erken kalkar, iri iri dükkan anahtarlarını kuşağına sokar, işine öyle giderdi. Öğle yemeğine hiç gelmezdi. Akşam, ancak dükkanı kapayınca eve gelir, yemekten sonra da evde durmaz, kahveye giderdi. Ramazan geceleri, teravih namazını hiç kaçırmazdı. İşte o yıllardı. Bir bayramın gelişiyle kendime geldim. Bayram gecesi sevinçle yattım. Sabah ezanıyla beni uyandırdılar. Annemi başucumda gördüm.
“Kalk oğlum” dedi. “Babanla namaza gideceksin.” Ne olduğunu bilemedim. Oyun gibi geldi bana. Hazırlandım, başucumda sakladığım, benimle beraber yatan cici-bici ayakkabılarımı da giyecektim ki, annem beni kolumdan tutarak, avludaki kuyunun yanına götürdü. Zaten akşam beni eşikte yıkamış, yeni iç giyecekler çıkarmış, tertemiz koklayarak, öperek giydirmişti. Büyük ablam ayaklarıma tahtadan yapılmış, bir çift takunya yetiştirdi. Kuyudan bir kova su çekildi. Annem ilk defa bana öğreterek abdest aldırdı. Daha önceleri hocaya gittiğimden namaz dualarını öğrenmiştim. Ama yine hayal dünyasındaydım. Ben o yıllarda çocukluk aklı, bunların gerçeğine henüz ulaşamamıştım. Abdest alıp eve girince, her biri bir koldan, annem ve kardeşlerim, beni bekleyen babamı çok bekletmemek için olacak, alelacele giyimimle uğraştılar. Yeni diktirilen elbisem ne de yakışmıştı bana. Hele ayakkabılarım, beni böyle görenler, sanki mahallemizin en zengin çocuklarından biri sanacaklardı. Babam bu güzel giysiler içinde kolumdan tuttu, beni yanına alarak, evimize en yakın Murtaza Paşa Camii var, oraya götürdü. Bizden önce camiye gelenler olduğunu gördüm. Hocaya iki sıra kala, babamla yere çömeldik. Hoca ak sakallı, bilgiç bakışlarıyla etrafı süzüyor, içerdekilere en samimi konuşmasını sürdürüyordu. Yüksek bir yere çıkmıştı. Hepimiz O’nu görebiliyorduk. O gün namaza başlamadan arada bir, babam bana bakıyor, gözleri doluyordu. Nurlu bir yüz görüyordum. Hiç bana böylesine yakın olmamıştı. Camii haricindeki zamanlarda hep sertti. Ancak bazı akşamlar O, eve geldiğinde uyumuş olurdum. Babam geç saatlerde kahveden gelirken, başındaki kazanıyla kaynamış nohut hediği satan amcadan bir külah hedik getirirdi. Benim sevdiğimi bildiği için hemen uyandırılırdım. Uyandığım zaman, babamı başucumda gördüğümde uysal, aşina haliyle sevinirdim. Ben de sevgiyle yüzüne bakardım. Oturduğumuz yerde, ben hediğimi yerken, içten gelen bir sevgiyle beni seyrederdi. Babamın yanına daha fazla sokulmak, daha da yakınlaşmak duygusu gelirdi içimden. Ama aniden sertleşir miydi hissine kapılır, yüzüne bakamazdım. Nihayet namaz vakti geldiğini ezan sesiyle anladık. Hep birlikte ayağa kalktık. Hocaya uyarak bayram namazını kıldık. İlahiler söyledik, coşkuyla tekbir getirdik.
Babamla camiden çıkınca, herkes birbirinin bayramını kutluyordu. Ben de el öpüyordum. Elini öptüğüm kişiler, beni öpüyor, elime beş – on kuruş tutuşturuyorlardı. Çok duygulanmıştım, çok da seviniyordum. İlk defa camiye gidişimle güzel şeyler öğrenmiştim. Yüce Allah’a el açıp dua ederken, babamın yine bana bakınca, gözlerinden iki damla göz yaşı dökülmesi, hala beni sarsar, etkiler. Nedenini düşünür dururum.
Babamın o gün beni niçin camiye götürdüğünü, buna niçin sevindiğini, ilahi yüzündeki o tebessümü ve bunun nereden kaynaklandığını bir gün annemden şöyle öğrendim. Akşam babam evde yokken, komşu kadınlardan bir kaçı şehriye dökmek için, anneme yardıma gelmişti. Ben daha yeni yatmıştım. Ama uyumuyordum. Beni uyuyor zannetmiş olabilir. Oradakilere anlatmaya başladı.
Babam bir bayram günü camide namaz kılarken, çocuklarını yanlarında getiren arkadaşlarını görür, buna özenir. Bir yaz günü İstanbul’a gittiklerinde Eyüp Sultan Hazretlerini ziyaret eder. Bir erkek evladının daha olması için Allah’a dua eder, niyazda bulunur. İşte gün olur, yıllar geçer ben olurum. Babam çok sevinir. Adımı mahallenin büyüğüne koydurur. Nedenini soranlara da duasını anlatır. “Dilek kapısı her zaman dileyene açıktır” der. İşte ilk hatırladığım bayram günü, camide babamın yüzünün gerçekten değiştiğini,nurlandığını, gözlerinden akan iki damla yaşın öyküsünü siz okurlarıma anlatmadan edemedim...
|