BİR ÇİRTİK ANI
Zoppun’da Bir Akşam
Hüseyin TOPRAK
Üç kişiyiz...
Bir de fıstıki yeşil araba...
Demlenmişiz, ancak, söyleşiye ve rakıya doymamışız.
“Akpınar” geliyor usumuza, gidelim mi? Gidelim...
Sarhoşta “iz’an” ne gezer. “Hamule”mizi alıp çıkıyoruz yola.
Gecenin geçkin bir vakti.
Akpınar’ a dönmeden Zoppun’a sapıyoruz. Akpınar olmazsa, Zoppun olsun, ne çıkar.
Arabadan inip tezgâhımızı kuruyoruz. Gecenin güzelliğiyle sarmaş-dolaşız. Söyleşi gittikçe derinleşiyor. Saatlerin ilerlediğinin ayırdına şişeler boşaldıkça varabiliyoruz.
- Hadi dönelim artık...
Arabaya biniyoruz.
Üç kişiyiz, bir de fıstıki yeşil araba. Yola girmemiz için birkaç metre geri gitmemiz gerek. Bir-iki metre gidince aracın tekerleri boşta dönmeye başlıyor. Araba bir yanı üstüne eğiliyor.
İniyoruz, bakıyoruz, gecenin karanlığında bir şey göremiyoruz. Ama arabanın bir yanı yatık, bir yanı havada... Yaya gitmeye karar veriyoruz. ve Zoppun’dan Kilis’e doğru düşüyoruz yola... Yine koyu bir söyleşiyle birkaç yılda ulaşıyoruz Kilis’e. Herkes evine.
Sabahleyin kalktığımda, akşamın pişmanlığı var. Çok içmişin pişmanlığı bu...
Gaziantep’e döneceğim, telefon çalıyor. Akşamki üç kişiden biri.
- Yahu biz akşam arabayı nereye bırakmıştık?...
Anımsıyoruz. Başka bir arabayla Zoppun’a gidiyoruz.
Bizim fıstıki yeşil arabanın yarısı “yar” a düşmüş, askıda duruyor. Sanki gülüyor bize...
Tekrar Kilis’e dönüyor, güçlü-kuvvetli birkaç kişi bulup, Zoppun’da “yar”a düşürdüğümüz sarhoş arabayı kurtarıyoruz.
Gece, pek de küçük olmayan bir tehlike atlatmışız.
Kilis’e dönerken ne akşamın pişmanlığı kalıyor, ne çektiğimiz çile...
- Bu akşam da Akpınar’dayız diyor arkadaşım.
***
Gaziantep’e dönerken, onun kararını uygulayacağına inanıyorum.
***
Gaziantep’teyim.
Gece saat epeyi ilerlemiş, telefon çalıyor. Bakıyorum, arkadaşım...
- Ben Akpınar’a gidiyorum, var mısın?... |