
YAŞIMIZ 47
Atilla SAKKA
KENT Gazetesi bugün 47 yaşında. Mutluyuz, gururluyuz. Bugüne kadar yansız, seviyeli, ilkeli, vatana, bayrağa, Cumhuriyete, Atatürk ilkelerine bağlı tam bağımsız gazete olmanın sevinci içindeyiz. Şirin ilimizin en kıdemli gazetesinin yazarı olarak, kendilerini ulusal basın olarak tanımlayan gazetelerin bugün içinde bulunduğu durumun özeleştirisini yapacağım. Yapmalıyız ki KENT gazetesi gibi diğer ANADOLU GAZETELERİNİN kıymeti bilinsin.
The New York Times gazetesinin yazı işleri müdürü “gazeteciliğin kralı” unvanı verilen john Swinton, 1953 yılında New York Basın Kulübündeki bir yemekte kadehler “Basın Özgürlüğü” şerefine kalkarken, J.Swinton, kızgınlıkla kürsüye fırlayıp şöyle der: “Tarihten günümüze, Amerika’da özgür ve bağımsız basın var olmamıştır. Bu gerçeği benim kadar sizler de biliyorsunuz. Aranızdan hiçbirinizin, düşündüğünü namusuyla yazmaya cesareti yoktur, çünkü pekala bilirsiniz ki yazarsanız, yayınlanmaz. Bana bu gazete, düşündüklerimi yazmayayım diye maaş veriyor ve hepimiz farkındayız ki,tersini yapmaya kalkarsak kendimizi sokakta buluruz. Gazetecinin görevi,gerçeği yok etmek, göz göre göre yalan üretmek, olayları çarpıtmak ve kamuoyunu para iktidarlarının hizmetine sokacak biçimde yönlendirmektir. Bizler, basın kulislerinde ipleri elinde tutan muktedirlerin ve zenginlerin itaatkâr kullarıyız. Yeteneklerimiz, olanaklarımız ve hayatlarımız, bu adamların malıdır. Bizler, düşünce fahişeleriyiz. Bütün bunları, benim kadar siz de biliyorsunuz!” (Kaynak: Labor’s Untold Story, R.O.Boyer and H.M.Morais, 1955/Neveser, Cengiz Özakıncı 2004)
Nuray Mert, “Bu utanmaz adam’ın, karanlık siyasi tarihine girip, uzatmak istemiyorum. Şimdilik, Irak işgal edildiği gün, ‘canım Bağdat’ta olmak istiyor’ diyebilmiş, bir yandan Ermeni konferansında poz verip, diğer yandan Lübnan’daki muhalefet cephesini Türkiye kamuoyu nezrinde gözden düşürmek için Ermeni lobisinin uzantısı olarak resmetmekten çekinmemiş bu adam gibilerle aynı zeminde buluşmaktan değil,benim söylediklerimden rahatsız olanlara hayatta başarılar dilerim. Bu adam, zamanında, ki büyük gazete arasında promosyon savaşı sürerken, rakip gazeteden arkadaşına telefon açıp,telefon konuşmasını kayda alıp, o gazetenin promosyon olarak verdiği ansiklopedinin kalitesiz olduğunu delil olarak haber yapmış bir adam. Cengiz Çandar.” Radikal 22-7-2008
Akşam gazetesinin sivri dilli kalemini para ile satmayan Oray Eğin’in 1 Eylül 2008 tarihli köşesinde kaleme aldığı “Bu iki gazeteye dikkat” yazısı ne yenir, ne de içilir.
Geçtiğimiz temmuz ayında 1982 yılından beri gitmediğim Marmaris’e gittiğimde limandaki bir teknenin girişinin sağında ve solunda isimler yazılı afiş dikkatimi çekti. Afişin bir tarafında Beki Coşkun, Fazıl Say, Kamer Genç, 1 Mayıs’ta cop yiyen işçilere bedava. Mehmet Ali Erbil, Reha Muhtar % 80, Oktay Ekşi % 60, elinde kitapla gelenlere, Türk Müziği ve Sanat Müziği dinleyenlere % 50 indirim, Pop, arabesk dinleyenlere % 100 zam. Afişin diğer tarafında da bu teknenin yasaklıları başlığı altında: Mehmet Barlas, Hasan Cemal, Ahmet Altan, Mehmet Altan,Engin Ardıç, İsmet Berkan, Taha Akyol, Cengiz Çandar, Hadi Oradan Ulu Engin, Yasemin Çongar, Ergun Babahan isimleri yazılı. Özgür isimli teknenin sahibi İmdat Avcı teknesine astığı afişle ilgili olarak şu bilgiyi verdi: “Gördüm ki siyasetçilerin ve gazetecilerin büyük kısmı, halka değil başka güç odaklarına hizmet ediyor. ‘Sanatçı’ diye geçinenlerin çoğu da sanat yapmıyor. Böylesine halktan uzak siyasetçi, gazeteci ve sanatçıların olduğu ortamda da halk giderek olana-bitene karşı duyarsızlaşıyor. Bende tekneme astığım afişle duyarlığımı ve tepkimi gösteriyorum.”
Çetin Altan, “Köylülüğü aşamamış yığınlar (1930-1940’lı yıllar), gazete okunmadığı ve basını ödeyen bir piyasa yaratılmadığı için basında, kendini ödeyenlere göre çıkıyordu. Yani Ankara’daki egemenlere göre.” Milliyet Gazetesi.
Cemil Tosun, “Aradan 60-70 yıl geçti, ama o zamanla benzerlikler o kadar çok ki. Şimdi de gazete okumayan yığınlar yok mu? Bir kısım basın yine kendini ödeyenlere Ankara’daki egemenlere göre çıkmıyor mu?” Gözcü Gazetesi.
Bir örnek de bizden. Çetin Altan üstadımızın iki oğlu ayrı ayrı gazetelerde yazıyor. Bu gazetelerden bir tanesinde 30 Ağustos Zafer Bayramı haberi yoktu. Ayrıca bu gazeteler okuyucu bulamıyor. Gazete bayilerinin raflarında en alt sırada yer alırken geldiği sayı ile gidiş sayısı aynı. Bulunduğum 370 haneli sitede 2, yanımızdaki 1300 haneli sitede 3 gazete bayisinde yaptığım araştırma budur. Geçtiğimiz ay Fatih Altaylı’nın ‘Teke Tek’ programında Akşam gazetesinin Ankara Temsilcisi ile Cumhuriyet Gazetesinin bir yazarını izlerken Akşam gazetesi temsilcisinin sıkıştıkça sorulara cevap veremeyip sürekli ‘Allah Allah’ demesi izlenmeye değerdi.
Akşam gazetesinden Şebnem İyinam, Engin Ardıç’a “Satılık kalemler ve tetikçiler hakkında ne düşünüyorsunuz?” diye soruyor. Engin Ardıç “İyi şeyler düşünmüyorum, ama varlar. Tetikçiler, kötü yazarlar yazar olarak var olamayacakları için tetikçilikle var olur onlar. Patronun işlerini kovalamak, patronun saldırılmasını uygun gördüğü adama saldırmak... Evet böyle arkadaşlar var.” Aradan geçen 4 yıl sonra Ardıç’ın transfer parası ile bir başka gazeteye geçmesi üzerine Gazeteci-Yazar Tuncay Özkan, TV’de “Engin Ardıç’a 500 milyon parayı veren düdüğünü öttürür.” 23.3.2008 Emin Çölaşan da “Vatandaşın vergisinden kesilen paralardan 900 milyon lira Mehmet Barlas’a transfer parası olarak verildi.” ART TV. 23.3.2008.
Türkiye Gazeteciler Federasyonu Başkanı Nazmi Bilgin, “Gazetede köşeniz varsa o sizi köşe yazarı yapmaz. Önce saygınlığın olacak. Belirli kişiler tarafından görev verilmiş Türkiye aleyhine çalışan kişilerdir onlar köşe yazarı değildir.”
Yılmaz Özdil, “Daha önce çalıştığım (çok önemli) bir gazetede, iki yazar vardı. İkisi de ödüllü, ikisi de ağır abi, ikisi de cemiyet üyesi... Ama yazılarını kendileri değil, başkaları yazıyordu! Bir gün (meslek ahlakı) üzerine kavga ettiler aralarında. Biri dedi ki, ‘Yazılarını kendin bile yazmıyorsun, ne konuşuyorsun?’ Öbürü cevap verdi: ‘Ben hiç olmazsa, yazılarımı kimin yazdığını biliyorum, sen onu da bilmiyorsun!” Hürriyet 4-12-2007.
Rejimlerin dejenere edilmesinde, ulusal birlik ve beraberliğin, kardeşlik havasının bozulmasında, sükûn ve istikrarın zedelenmesinde, ülkelerin açmazlar içersinde bocalamasında iktidarlar ve muhalefetler kadar gazetelerin, radyo ve televizyonların büyük sorumluluk payları vardır. Hatta az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde basının rolü ve sorumluluğu diğer kuruluşlardan daha önemlidir. Bunun içindir ki basına 4.kuvvet denilmektedir. Giderek güvenirliğini yitiren medyanın yanıltıcı bilgi kirliliğine karşı tarafsız ve bağımsız gazeteciliği ile KENT ve diğer yerel medya demokrasinin yerleşmesi için tartışılmaz ön koşullardan biridir
Yargının yayın yasağı oymasına rağmen bilgi kirleterek toplumu kandırma hareketi yapan yargısız infaz yapan “Fitne-Fesat Medyası” İstanbul ve Ankara’nın dışındaki il ve ilçelerin sorunlarına yeterince yer ayırmadığından Anadolu basınının ve KENT gazetesinin aydınlatıcı yayınları ve objektif eleştirileri ile Kilis halkı kendi yöresel sorunları üzerine bilgili olarak eğilme olanağı buluyor. Bir halk değimi vardır “adam gibi adam”; KENT gazetesi de gazete gibi gazete ve kırmızı çizgileri bellidir.
Gücünü Kilis’in güzel, aydın demokrat ve çağdaş insanlarından alan KENT, kendisine güç veren ve yaşatan okuyucularına karşı her zaman sorumluluk bilincinde olmuştur, olmaktadır, olacaktır. İnanmayacaksınız, ama KENT gazetesinde 47 yıldır değişen sadece teknolojidir. KENT’in sahibi Ahmet Barutçu ve kadrosu ATATÜRK devrimleri ve demokrasi yolunda ilkeli gazetecilik anlayışıyla KİLİS’e hizmet etmektedir.
Sizin mutluluğunuzla bizde mutlu olacağız. Her şey KİLİS için... |