Diger Metin Mercimek Yazilari
Prof. Dr. Alâeddin Yavaşça’nın Uşşak Şarkısı “Cümle Yârân Sana Uşşak”
 
Metin MERCİMEK
 
Bugün aruz veznini Türkçeye yaklaştıran ve Türkçeyi en iyi kullanan 18. yüzyıl divan şairlerimizden NEDİM’in güzel bir güftesini ele almış olan kıymetli hocamız Prof. Dr. Alâeddin YAVAŞÇA’nın çeşitli güzelliklere dolu “GÖNÜL BAHÇESİ”nden uşşak makamında bestelemiş olduğu güzel bir eserini sizlere sunmak istiyorum.
İyi bir medrese öğrenimi gören, doğum tarihi belli olmayan, ancak İstanbul’da doğup 1730 tarihinde İstanbul’da vefat eden NEDİM, değerli Divan şairlerimizden biridir. Söz konusu “CÜMLE YÂRÂN SANA UŞŞAK” eseri, onun en güzel şiirlerinden biri olup, aruz vezni kalıbında yazılmıştır. Şiir içindeki UŞŞAK sözcüğü, hocamıza makam bazında bir çağrışım yaratmış ve curcuna usulünde, uşşak makamında bestelenmiştir.
Bilindiği üzere özgürlük, şarap, aşk tutkularıyla yaşamını sürdüren şair Nedim, bu tutkularının bir çoğun şiirlerine aktarmıştır. Bu şiirde ise, derin bir övgüyle ele alınan sevgilinin güzelliği nasıl ki herkesi büyülemişse, Alâeddin Hocamızı da güftenin güzelliği büyülemiştir. Böylesine istek ve arzuyla yola çıkan Hocamız, aruz vezninin oluşumuyla bu eserini meydana getirmiştir. Eser icra edilirken uşşak makamının vermiş olduğu duygusal dürtüler, dinleyicileri hem düşündürmüş, hem rahatlatmıştır. Ayrıca, yine uşşak makamının ruhumuzu okşayan etkili yönü de esere apayrı bir güzellik getirmiş ve nağmede akış sağlamıştır.
Şimdi bu güzel eserin güftesini hep beraber görelim:
 
Cümle yârân sana uşşak olduğun bilmez misin?
Cümlenin tâkatları tâk olduğun bilmez misin?
Şimdi âlem, sana müştâk olduğun bilmez misin?
Cümlenin tâkatları tân olduğun bilmez misin?
 
Gerek şair Nedim’in anlamlı şiiriyle, gerekse uşşak makamının derin duygu tomurcuklarıyla meydana gelen etkilemleri notaya alarak ölümsüz bir eser yaratan ve de onu tüm Türk Sanat Musikîsi sevenlerine armağan eden sevgili Hocamız Prof. Dr. Alâeddin Yavaşça’ya sonsuz saygılarımızı sunuyor ve bir başka “572 MUSİKÎ BAHÇESİ”nden bir gül koklamak üzere hoşça kalın diyorum.
 
***

Kilis’in Ritim Saz Virtüözü: Kör Elif
 
Metin MERCİMEK
 
Tarihin her çağında, musikî eğilimine çok önem veren Türkler, İslamiyet’i kabul etmeden önce, dini ayinlerini Şaman’ın elinde belirli sesler çıkaran demir değnekle idare ederlermiş. Bu değnek, musiki aleti olarak kendini göstermiş ve topluluğa tamamen tesir ederek onları yönlendirmiştir.
Musikî sevgisini, musikî icrasını toplumun her katında sosyal, coğrafi, kültürel ve dini etkenlere göre farklı biçim almış ve gelenek görenekler çerçevesinde devam etmiştir.
İşte Kilis düğünleri denince aklımıza kadınlar kınası gelir. Bu düğünler gerek sesiyle, gerek darbukasıyla idare eden ve renk katan KÖR ELİF olmuştur. Düğünlerin vazgeçilmez yöneticisi olan Köf Elif, Kilis halkı tarafından çok benimsenmiş ve çok sevilmiştir.
Analarımızdan aldığımız duyumlara göre, Kör Elif tamamen görmediği halde, zekâsıyla, sezileriyle düğünleri bir orkestra şefi gibi idare etmiştir. Düğünün keyifli akışını öğlesine sağlamış ki, bulunduğu toplulukta hangi türkünün onları coşturacağını bilmiş ve ona göre yönlendirmiştir. Bazen kendi tecrübeleriyle türküleri arka arkaya sıralamış ve beğenilen ezgilerle düğünün havasını canlı tutmuştur. Ayrıca Köf Elif, düğünde oyuna iştirak eden kişilerin seslenişleri ve gülüşleriyle, el ayak hareketleriyle nasıl bir tempo istediklerini çok iyi tahmin etmiş ve ona göre müziğin akışını ayarlamıştır.
Şimdi gelelim onun hiç elinden düşürmediği ritim sazı darbukaya. Her düğün başlangıcında, darbukasıyla tüm türkülerin usul ve ahenklerini kendi sezgileriyle uygulamış ve icra etmiştir. Herhangi bir türkünün vuruşu ile başka bir türküye geçişte, o türkünün vuruş ve makam farkını çok iyi takip etmiştir. Böylece Kör Elif, kendi çapında dardubakının virtüözü haline gelmiştir.
Diğer taraftan, düğünlerde dilinden düşürmediği ve halk arasında “Kör Elif’in düzmeceleri” dedikleri türkü sözleri vardır. Başka yörelerin türkülerini kendi dizeleriyle Kilis’e mal ederek çalıp söyleme olayıdır. Bunu örnek bir türküyle gösterelim:
 
Dama kurdum ç atmayı ha le le
Çağı gelsin Fatma’yı ha le le
Fatma nerden öğrenmiş ha le le
Böyle göbek atmayı ha le le.
 
Ekleme dizesi ise şöyledir:
 
Kilis’in çardakları ha le le
Dökülür yaprakları ha le le
Fatma arakı içmiş ha le le
Kızarmış yanakları ha le le.
 
Kör Elif’in ayrıca Kilis türkü güfteleri üzerine kendi dizelediği eklemelerle dörtlükleri vardır. Bu konuda hepimizin çok iyi bildiği “duvara mıh çakarım, sen sallan ben bakarım” türküsüne yapmış olduğu eklemeyi görelim:
 
Duvara astım çekiç
Gelin yesin gerebiç
Heveslenme kaynana
Sen itin suyunu iç.
 
Duvara sürdüm yama
Gelin gider hamama
Havuşta yuna yuna
Kele dönmüş kaynana
 
Aman başım nanay
Ağrıdı dişim nanay
Çok içmişim nanay
Nanay canım nanay...
 
Elleriyle özel bir ritim saz marifeti gösterirken, aynı anda dilleri nağmeler sergileyen ve de gönül gözüyle Kilis’te düğün ve kına gecelerini coşturan Kör Elif’e Tanrı’dan rahmet diliyor ve bir başka Kilis insanının güzelliğinde buluşmak üzere hoşça kalın diyorum.

 
***

Mehmet Vakfı Tazebay’ın (Şeyh Efendi) “Hüsn-ü Ahlak” ve “Arındırma” Felsefesi

 
Metin MERCİMEK
 
Konumuza Büyük Filozof İBNİ SİNA’nın İslam metafiziği ile ilgili güzel bir sözüyle başlamak istiyorum: “Allah aşkın bir varlıktır ve alemi yöneten akıllar O’ndan yayılır.”
Yüce bir Yaratıcı fikri, bizleri her zaman Yaradan’a sunmak zorunda olduğumuz tapma arayışına götürür. Bu önemli konu hakkında bizi belli noktaya götüren etken ahlak öğreticisidir. Temelde sadece akla ilişkin olan ve dolayısıyla tüm insanlarda ortak olduğu varsayılan, hem de kendi benzerlerimize karşı yükümlü olduğumuz ödevlerdir. Bu ödevlerin bilgisine de “AHLAK” denir.
İşte, ahlak bilimine çok değer veren, onu kaleme alan ve onu halkın düşüncesinde yaşatan Kilis’in değerli insanı Mehmet Vakıf Tazebey olmuştur. 1876 yılında Kilis’te doğan Şeyh Efendi, başta dini ilimler olmak üzere tasavvuf, edebiyat ve diğer bilimi dallarına çok özen göstermiş ve bu konuda kendini yetiştirmiştir. Ayrıca, babası Şeyh Abdullah Sermest EFENDİ gibi “Her şeyin ölçüsü insandır” ilkesini çok benimsemiş ve bunu ahlak değerleri çerçevesinde devam ettirmiştir.
Bilindiği üzere, Kilis ve Kilis çevre vilayetleri halkının çok sevdiği, çok değer verdiği bu insan, görülmemiş ahlaki bir yöntemle tüm halkı Tekke’de toplamış ve onları aydınlatma cihetine gitmiştir. Nasıl ki ahlak, toplumların ortaya çıkışının zorunlu bir sonucuysa, insanları bir araya getirmek ve kendini onlara kabul ettirmek de bir ahlaki başarıdır. Tabi ki üstadımız, bu başarıya ulaşırken tüm verilerini felsefi bilimler çerçevesi içerisinde yapmış ve böylece HÜSN-Ü AHLAK ilkesini ortaya çıkarmıştır. Onun bu felsefi bilgilerinden ve ahlaki girişimlerinden birçok insanlar feyiz ve ilham alarak kendi aralarında bilgi tartışmaları yapmışlar ve sonradan bunu “ODA EKOLÜ”ne dönüştürmüşlerdir. Söz konusu ODA EKOLÜ’nü başlatanlardan birisi de merhum Seyfettin BAŞCILLAR’dır.
Ayrıca, Şeyh Efendi’nin felsefi görüş ve düşüncesini yakından takip eden merhum Kilisli Muallim Rifat BİLGE, O’na bir mektup yazarak Tekke Kitaplığında mevcut felsefi bilgilerin ele alınmak üzere, tüm dokümanların gönderilmesini istemiştir. Ancak Şeyh EFENDİ’nin rahatsızlığı dönemine rastlaması nedeniyle Kilis’in önem arz eden bir bilim dalı sistemli bir şekilde tamamlanmadan yok olmuştur.
Şeyh Efendi’nin üzerinde durduğu önemli konulardan biri de “ARINDIRMA” metodudur. Yıllarca yalan-yanlış sürelgene dini ve ahlaki bilgilerin, doğru olanının bilinmesi hususunda çalışmalar yapmıştır. Bu konuda huzuruna gelen tüm insanları “ARINDARMA” yöntemliyle bilgilendirme cihetine gitmiştir.
Tüm toplumların ortaya çıkışı ile insanları birbirine muhtaç kılan Yaradan’ın buyruğu kendini açıkça göstermiştir. Bu nedenle, ilahi buyruğun bir dönüşü olan ahlaki ilkeleri Kilis’te gerçekleştiren Mehmet Vakıf TAZEBAY’a (ŞEYH EFENDİ) Tanrı’dan rahmet diliyor ve Kilis’in bir başka felsefi düşüncesinde görüşmek üzere hoşça kalın diyorum.

***

Prof. Dr. Alâeddin Yavaşça’nın Bodrum’da Bestelediği Nihavent Eseri: Bir Yaz Akşamı
Metin MERCİMEK
İnsanlar tarih boyu yaşamlarını sürdürürken eşyalarını, evlerini hırsızlardan korumak amacıya kapılarına çeşitli kilit asmışlardır. Oysa kıymetli Hocamız Prof. Dr. Alâeddin YAVAŞÇA, Bodrum Hekimköy 1824 ada, 32. nolu sokak, 41 numaralı evinin kapısında emniyet içeren hiçbir kilit görünmemekte olup, sadece 1/4’lük notalarla sol anahtarı mevcuttur. Söz konusu evin önünden geçen bir şahıs, oranın bir musikişinasa ait olduğunu hemen anlar ve sol anahtarının çekiciliğini seyreder. Egenin engin denizini baştan aşağı seyreyleyen eşsiz güzellikteki evde Hocamız, hem çalışmalarını sürdürmekte ve hem de senelerin yorgunluğunu gidermektedir.
İşte sevgili Hocamız Prof. Dr. Alâeddin YAVAŞÇA, binbir güzelliklerle dolup taşan “GÖNÜL BAHÇESİ”nden bu kez Bodrum yelpazesinden esinlenerek bestelemiş olduğu “BİR YAZ AKŞAMI ILIK BİR RÜZGÂR” şarkısını sizlere sunmak istiyorum.
Anılan şarkının güftesi Tümay Başer tarafından yazılmıştır. Usulü ise rakas aksağı olup, 8 Temmuz 2003 tarihinde Bodrum’da nihavent makamında bestelenmiştir.
Bir taraftan Tümay Başer ÜÇOK’un güftesinde belirtilen “BİR YAZ AKŞAMI BİR ILIK RÜZGÂR”ın söz esintisi ,diğer taraftan Bodrum’un büyüleyici  rüzgâr esintisi Hocamıza yeni bir beste kapısı açmıştır. Böylece şiirin ayrıcalığından ve Bodrum’un eşsiz güzelliğinden etkilenen YAVAŞÇA Hocamız, içinde var olan derin sevginin vermiş olduğu ilhamla bu güzel eseri meydana getirmiştir. Ayrıca, eser icra edilirken Nihavent makamının ve güftenin konumu itibariyle doğayı canlandırdığı açıkça hissedilmekte, hem de içimizdeki özlemleri ortaya çıkararak ruhumuzu etkilemektedir.
Şimdi “BİR YAZ AKŞAMI BİR ILIK RÜZGÂR” şarkısının güftesini hep beraber görelim:
Bir yaz akşamı bir  ılık rüzgar
Bir de bakarsın duygular coşar
Bir çiçek açar kelebek konar
Çocuksu düşler seni kovalar.
 
Zamansız çalar içli şarkılar
Duygu yükleyen bir yağmur başlar
Uzansa elin bir serçe konar
Karşına geçip halini sorar.
 
Kesilen yonca gül gibi kokar
Özlediğin yâr ruhuna dolar
Bir yaz akşamı bir ılık rüzgar
Bir de bakarsın duygular coşar.
Tümay Başer ÜÇ0K’un bu güzel güftesini, Bodrum’un bitmez tükenmez gönül deryasında notalara dökerek renklendiren ve anlamlı Nihavent makamında bir eser vücuda getiren değerli Hocamız Prof. Dr. Alâeddin YAVAŞCA’ya sonsuz saygılarımı sunuyor, bir başka “572 MUSİK BAHÇESİ”nden bir gül koklamak üzere hoşça kalın diyorum.
 
***

Bodrum’da Kilis Şöleni
(Alamadım Başları Karayı)
 
Metin MERCİMEK
 
Sevgi, dostluk nerede olursa olsun, her an yeni açmış gonca güller gibi kendini gösterir, hem de etrafındakilere huzur verir. Ayrıca günlük yaşantımızı renklendirir, hatıraları canlandırır, sohbetleri güzelleştirir. Tüm bu etkenler ister istemez bizleri bir meşk deryasına iter ve musiki faslını başlatır. Böylece yaşam dediğimiz şey durmaksızın özlemlerle akar gider.
İşte, sevgili Müzik Hocamız Nezir ŞENER’le Bodrum’da bir kez daha dostluğu anmak için beraber olduk. Yine Kilis’i yaşadık, yine şarkı ve türkülerle fasıllar icra ettik ve eski günleri yad ettik.
Görüştüğümüz günün öncesinde, Bodrum Yalıkavak Belediyesince düzenlenen ve başrolünü Aydan ŞENER’in aldığı “ÇILGIN YENGE” oyununu hep birlikte izledik. Aydan ŞENER’in başarıdan başarıya koştuğu bu oyunda, biri gayet şık dekolteli giysi ile, diğeri tamamen kara çarşaflı olarak iki ayrı tarzda rol baldı. Oyun bitiminden sonra, kara çarşafın tarihsel konumunu eleştirirken, “Güzele ne yakışmaz” esprisiyle ve ayrıca, sahnede çok değişik bir tavır sergilediğinden dolayı onu kutladık.
Sohbet arasında kendine has lezzeti olan Kilis yemeklerinden söz ederken, özelliklerini dile getirmeye bilgi ve zamanımız yetmedi. Çünkü böylesine güzel yemekler üzerinde durulması ve dünyaya tanıtılması gerektiğini düşündük. En pratik görünümünde olan “BAHÇACI SÖĞÜLMESİ”nin bile bir ayrıcalığı ve fasıl mezesi olarak önemli bir yeri vardır.
Kilis’in tüm bu oluşumları ortaya çıkınca, hemen Nezir Hoca Kilis’te geçen bir anılarının tazelendiğini ve bunları unutamadığını ifade etti. Bunun üzerine “unutulmayan” sözcüğünü içeren Türk Sanat Musikisi eseriyle meşk’e başlamak istedik. Ancak merhum Şekip Ayhan ÖZIŞIK’ın karcıyar makamındaki “UNUTMADIM SENİ BEN, HER ZAMAN KALBİMDESİN” şarkısı aklımıza gelince karcıyar faslıyla devam ettik.
Sıra Kilis türkülerinin icrasına geldi. Yine Nezir Hoca, çok sevdiği “ALAMADIM KAŞLARI KARAYI, SÜREMEDİM ZEVK İLE SEFAYI” türküsünün belli bir hikâyesi olup olmadığını sordu bana. Ben de kesin bir bilgi olmadığını, ancak kulaktan duyulma bir hikâyesi olduğunu anlattım. Duyduğum kadarıyla, hemşehrimizin biri, hem güzel türkü okurmuş, hem de güzel saz çalarmış. Ancak hanımının çok çirkin olmasından dolayı kimseye derdini anlatamaz, sadece sazıyla dertleşirmiş. Rüzgârlı bir gecede, arkadaşlarıyla birlikte türkü faslı yaparken, eski gaz lambası kendiliğinden söner ve yeniden yakmak için bir uğraşı verilir. O esnada hanımı çirkin olan hemşehrimiz, “LAMBADA ŞİŞESİZ YANMAZ MI, CİCİM BANA YAR BULUNMAZ MI” diye mırıldanması üzerine, arkadaşları ona “SENİN BİR İSTEGİN VAR, SÖYLE BAKALIM” derler. Bunun üzerine sazını alır ve “ALAMADIM KAŞLARI KARAYI, SÜREMEDİM ZEVK İLE SEFAYI” diye türküyü tamamlar.
Şimdi bu hikâye doğru da olsa, yalan da olsa, eserin sözleri çok akıllıca yazıldığı bir gerçektir. Gerek esprili yönü, gerekse anlam taşıyan yönü ele alındığında, Kilis insanının eğlenceye çok önem verdiğini ortaya koymaktadır.
Bu güzel türküden sonra Kilis’in sembolü olan “YOH YOH” ve “ZILGIT” sesleri ile Bodrum’da Kilis şölenine, Barak ve Zello eserleriyle devam ettik.
Düşündüm ki, bu icra edilen güzelliklerin akmasında, sevgi ve dostluk pınarından köpüren suyun çok payı vardır. Bu itibarla eğlenceli, mutlu bir yaşamı tatmak için bu pınardan su içmek gerekmektedir.
Sevgiyle, dostlukla ve Kilis türküleriyle hoşça kalın...

***

Otel Piyarloti ve Türk Basın Duayenlerinden İsmail Sevri
 
Metin MERCİMEK
 
Hayatta dostluğun, sevginin, vefakârlığın temel taşı olan ve tüm insanları mutlu eden birçok yetiler vardır. Bunların başında cömertlik, yardımseverlik, misafirperverlik gibi ilkeler gelmektedir.
İşte Kilis insanı, bu ilkelerin önde gelen misafirperverliğe önem vermiş ve bunu her zaman her yerde tatbik etme cihetine gitmiştir. Özellikle otel konaklama konularında bir hayli ilerleme kaydederek turizm hizmetine katkıda bulunmuştur.
Kilislilerin bu husustaki misafirperverliğini İstanbul Piyerloti Otelinde unutamayan insan, İzmir Gazeteciler Cemiyeti Onursal Başkanı merhum İsmail Sivri olmuştur. 1907 yılında Manisa’nın Kırkağaç kasabasında dünyaya gelen İsmail Sivri, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dil ve Edebiyatı Bölümünden mezun olduktan sonra Dünya, Vatan, Tercüman, Havadis ve Yeni Sabah Gazetelerinde muhabir ve temsilcilik yapmıştır. Daha sonraları Milliyet Gazetesinin İzmir Temsilciğini başarıyla yürüttükten sonra emekliye ayrılmış ve 5 Ağustos 2007 yılında İzmir Ege Üniversitesi Hastanesinde vefat etmiştir.
1930 yılında Milliyet Gazetesinin İzmir temsilciliğine atanan ve İstanbul’u sık sık ziyaret eden İsmail Sivri, konaklama ve gazete ile ilgili özel toplantılarını Piyerloti Otelinde yapmıştır. O yıllarda Anadolu’dan gelen işadamları, basın mensupları, seçkin ve aydın kişileri Piyerloti Otelinde konaklamışlar ve siyasi düşüncelerini orada sergilemişlerdir.
Öğrencilik yıllarımda Piyerloti Otelinde çalışırken merhum İsmail Sivri’yle sık sık tanışma fırsatını buldum. Cana yakın, sevecen ve de çok yardımsever bir kişiliği vardı. Sohbet sırasında Kilis’ten söz edildiği zaman, “Piyerloti’yi dünyaya tanıtan bu denli girişimci insanlar çok zeki ve yaratıcıdır” diye ifade ederdi.
Şimdi İsmail Sivri ile ilgili bir hatıramı dile getirmek istiyorum. İstanbul’da soğuk bir kış gününde elde olmayan sebeplerden dolayı otele mazot temin edilememiş ve otelin kaloriferi yanmamıştı. Tüm konaklayanlar bu durum karşısında başka yerlere gitmelerine rağmen, sevgili İsmail Sivri oteli terk etmemişti. Bu durum kendisine sorulduğunda, “Kilisliler misafirperverlikleriyle beni o kadar ısıttılar ki, bu sıcaklık bana bir gün yeter de artar da” diye cevap vermiştir.
Ayrıca, İsmail Sivri’nin kendine has özel meziyetleri vardır. İnsanlara yardım etmeyi ve onların sorunlarını dinlemeyi çok severdi. Diğer taraftan ister siyasi olsun, ister basın veya bir kuruluş olsun, bunların sorunlarına ön ayak olmayı ister ve bir arayla getirmek için çaba sarf ederdi.
Misafirperverliklerinden dolayı Piyerloti Oteli’ni dünyaya tanıtan Kilislileri kutluyor, ayrıca Türk Basanının duayenlerinden biri olan İsmail Sivri’ye ölümünün 1’inci yıldönümünde Tanrı’dan rahmet diliyor ve hoşça kalın diyorum.

***


Büyük Mantıkçı Abdullah Enveri Efendi
 
Metin MERCİMEK
 
Mistik ve mitolojik düşünceden dini düşünceye, dini düşünceden felsefi düşünceye geçişle “MANTIKİ DÜŞÜNCE” kendini göstermeye başlamıştır. Felsefi düşünce uzun zamanlar dini düşünceye bağlı kalmış, felsefe bile doğuşu kadar gelişmesini, sistematik yapısını mantıken kuruluşuna borçlu kalmıştır.
Yukarıda belirtmiş olduğumuz “mantıklı düşünce”nin başlaması nasıl ki tarihte kendini göstermişse, Kilis’te de “mantıki düşünce”nin sistemli bir şekilde oluşması da Büyük Mantıkçı Abdullah ENVERİ zamanında ortaya çıkmıştır.
Bu itibarla Kilis, tarih içindeki toplumsal yaşantısında, gerek bilim alanında ve gerekse çeşitli değerler dalında kendini her zaman ispat etmiştir. Bilhassa mantık ilmine o kadar değer verilmiş ki, ilim yuvası haline gelen medreseler, mantık fakültesi seviyesine kadar yükselmiş ve Anadolu’nun her tarafına yayılmıştır.
1832 yılında Kilis’te doğan Abdullah ENVERİ, mantığı Kilis’te ilk kez Türkçe olarak öğretmiş ve “Arapça Tasavvurat Haşiyesi”, “Tasdikat Haşiyesi” ve “Fener Haşiyesi” adlı eserler vermiştir.
Abdullah ENVERİ henüz 2 yaşındayken babası (Büyük Hoca) Abdurrahman Efendi’den, tüm ilimler için icazetname almıştır. Daha sonra, babasının 1847 yılında ölümüyle, Kesikminare Medresesindeki Mantık Fakültesi’nin Müderrislik Kürsüsü kendisine intikal etmiştir. Bu önemli atılım onun içinde var olan mantık cevherini coşturmuş ve hiç durmaksızın başarıdan başarıya koşmasına neden olmuştur. Kilis içinde akıp giden ününü duyan Anadolu insanları tarafından çok takdir edilmiş ve mantık biliminde şöhret yıldızı haline gelmiştir.
İstanbul Ayasofya Camii mimarisinin üstün tarzını ve mimari şeklini o güne kadar hiçbir kimse görerek örnek almayı düşünmemiştir. Ancak, Ayasofya’nın gerçek yüzünü gören ve onu keşfeden sadece Büyük Usta Mimar Sinan olmuştur. Nasıl ki Mimar Sinan, bu üstün görüşle Süleymaniye Camii’ni meydana getirmişse, Abdullah ENVERİ de, Büyük Düşünür ARİSTO’nun “Kıyas Metodu”ndan yararlanarak mantığı gerçek yaşama geçirmiştir.
İşte, ARİSTO mantığını inceden inceye ele alan Abdullah ENVERİ, o mantığın can damarı olan “Kıyas Metodu”nu kendine rehber edinmiş, görüş ve düşüncelerini bu çizgide devam ettirmiştir.
Ayrıca, Felsefe ve Tasavvufa aşırı derecede merak sarmış ve zamanın ünlü Mutasavvufu Şeyh Abdullah Sermest EFENDİ’den tasavvuf dersi almıştır. İslam Felsefesinde yer alan ahlaki değerlere çok önem veren Abdullah ENVERİ, İslamiyet’in hoş gördüğü tüm vasıfları kendinde toplamıştır.
Başlı başına bir kültür ve fikir hizmeti veren bu kıymetli insan, gerek Kilis için ve gerekse tüm insanlık için yeri doldurulmaz bir değer taşımaktadır. Bu durumda, böylesine bir değer için bizler neler yapmamız gerekmektedir?
Bilindiği üzere 1884 tarihinde Kilis’te Redif Komutanı olarak görev yapan Binbaşı Mustafa Efendi, Abdullah ENVERİ’yi çok sevmiş ve çok hürmet etmiştir. Ancak daha sonra Yunan Savaşına katılan Binbaşı Mustafa Efendi, savaş dönüşünde onu görmek için tekrar Kilis’e gelmiş ve vefat ettiğini duymuştur. Üstada olan derin sevgisini, kabri üzerine bir türbe yaptırarak ispat etmiştir. Bu anlam taşıyan girişimi Kilis halkı tarafından çok beğenilmiş ve Binbaşı Mustafa Efendi çok takdir edilmiştir.
Uzun yıllar sonra Abdullah ENVERİ’nin kabrinin bulunduğu Musalla Mezarlığının iptal dilmesi sırasında, bur türbeye dokunulmamış ve o zamanın Kilis Belediye Başkanlığı tarafından restore edilmiştir. Şu anda hiçbir işlem görmeden aynı konumda bekletilmiştir.
Söz konusu türbenin ziyaret edilebilmesi açısından yenilenmesi ve ayrıca Kilis halkının bilgilendirilmesi bakımından ve de etkinlik çerçevesinde, bir semte veya bir kuruluşa isminin verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.
Yukarıda arz edilen hususlar muvacehesinde, insan düşüncesinin en güzel ürünlerinden biri olan MANTIK İLMİ’ni bizleri bahşeden büyük mantıkçımız Abdullah ENVERİ adının yaşatılması için sayın Kilis Valimizin, sayın Kilis Belediye Başkanımızın ve ilgili mercilerini, bu önem arz eden husus ele alacaklarına canı gönülden inanıyor ve saygılarımla hoşça kalın diyorum...

***

Kilis’in Beşenli Vadisi
 
Metin Mercimek
 
Tarih boyu insanlar, yaşamlarını sürdürürken doğanın vermiş olduğu güzellikleri aramış ve yerleşim yörelerini bu konumda seçmişlerdir. Bilhassa suyu bol olan dağın etekleri ve vadiler çok tercih edilmiştir. Sanatçılar, şairler doğanın güzelliğinden esinlenerek birçok eserler üretmişler, hatta düşünürler, herhangi bir konu hakkındaki düşüncelerini doğanın verdiği güzellikler içerisinde sergilemişlerdir.
İşte, Kilis’te de doğa güzelliği ile dolup taşan, suyu ve görümümü itibariyle üzerinde durulması gereken derin bir vadimiz vardır. İsmi Beşenli Deresi (Beşenli Suyu) diye geçer. İki dağ arasında akarsu görünümünde olan pınarın suyu, vadiye bir hizmet vererek sessizce akar gider. Vadi boyunca hiçbir ağaç olmadığı için gölge hasreti çok çekilir. Pınar gözüne doğru ilerledikçe bir heyecan ve serinlik başlar. Yoğun bir hevesle suyun gözüne varıldığında bir huzur ve rahatlık hissedilir. Belki de Beşenli Vadisinin insana haz veren bir havası ve enerjisi vardır.
Yıllar önce Beşenli Vadisi’nin girişinde Mısır piramitlerinin tersini andıran su değirmeni mevcuttu. Sessiz akan pınarın suyu, değirmen ağzına geldiğinde kükreyerek coşardı. Köhne diyebileceğimiz bu değirmin, bir anıt gibi o yöreye renk katardı.
1989 yıllarında Mersin’de görev yaptığım sırada sevgili hemşehrimiz merhum Şinasi ÇOLAKOĞLU ziyaretime gelmişti. Tabii ki konuşmamızın yoğunluğu hep Kilis üzerine olmuştu. Sohbet sırasında, Beşenli Vadisinin tanzimi ve ağaçlandırılması halinde değer biçilmez bir piknik alanı olacağını söyledim. Ayrıca suyun akış yönü eğilimli olması nedeniyle doğal şelale haline gelebileceğini beyan ederek konunun ele alınması hususunda yardım ve öncülük yapmasını istedim. Bu önerim çok hoşuna gitmiş ve mutlaka ilgileneceğini söylemişti. Hatta bir gölet oluşabileceğini bile düşünmüştük. Ancak bugüne kadar hiçbir işlem görmediği anlaşılmıştır.
O tarihlerde Mersin’in piknik yerlerinden biri olan DOKTORLAR VADİSİ’ne gittik. Akarsuyun ve yörenin oluşumu bizlere Beşenli Vadisi’ni çağrıştırmıştı. Konumu itibariyle Beşenli Vadisi’nin, Doktorlar Vadisi’nden daha güzel olduğunu sohbetle karar verdik. Orada meşk-i alem devam ederken “KİLİS’İN BEŞENLİ VADİSİ” adı altında 5 kıtalı bir Kilis hasreti dizeledik.
Şu bir gerçektir ki, Kilis insanı, dünyanın neresinde olursa olsun o yörenin varlığından, görünümünden Kilis’in eksik kalmasına hiçbir zaman hazmetmez. Hep Kilis’i tartışır ve onu savunur. Tabiî ki tartışma yaparken, eksik olan her şeyin mücadelesini bilerek yaklaşmak her zaman verim getirir. Bu nedenle Beşenli Vadisinin eksikliğini gidermek için el ele verip onarma ve ağaçlandırma yaparsak, var olan güzelliğe güzellik katmış oluruz.
Yaşantımıza huzur bahşeden ve düşüncelerimize renk katan doğal güzellikleri, daha verimli, daha bakımlı hale getirmek düşüncesiyle sözü edilen KİLİS’İN BEŞENLİ VADİSİ dizesinin 5’inci kıtasıyla sizlere veda ediyor ve hoşça kalın diyorum.
Yanı başında su değirmeni renk katar
Bucak başta pınarından soğuk su akar
Ortada küçük bir şelale dilber yıkar
Beşenli Vadisi’ni bilmeyen kör bakar.

***

Kilis’in Taşocağı (Kesmelik) ve Ayvalık Cunda Adası
 
Metin MERCİMEK
 
1990 yılında Maliye ve Gümrük Bakanlığı’nın düzenlemiş olduğu Ayvalık Dinlenme Tesislerinde seminere katılmıştım. Sabahtan öğleye kadar seminer, öğleden sonra Ayvalık’ta hep beraber gezi düzenlemesi yapıyorduk.
Bilindiği üzere Ayvalık Cunda Adası’nda mevcut tüm eski evler nostalji görünümünde yapılmış olup, çoğunluk kırmızı olmak üzere beyaz ve siyah taşlardan oluşmaktadır. Cunda Adasına gelen her insan, doğa güzelliğini bertaraf ederek taştan örülmüş konut ve yapılarla ilgilenmektedir. Bu da gösteriyor ki, taş yapıtların estetik konumuna bakıldığında, bilgi alışverişi dışında insanın içinde var olan birçok düşüncelere huzur ve rahatlık vermektedir.
Gezi sırasında Cunda Adasının taş yapıtları benim de ilgimi çok çekti ve hemen Kilis’in taş yapıtları aklıma geldi. Bilhassa Taşocağından çıkarılan taşların demir tarakla yontulması ve yapılanması kayda değer bir uğraş olduğunu, hem de değer taşıdığını düşündüm. Çünkü Kilis’in eski yapıtların oluşumunda, Kilis ustalarının başarılı oldukları, hatta camii minarelerinin inşası için başka yörelerden iş aldıkları söylenegelmektedir. Yıllarca Kesmelik denen mağaranın üst tarafı zeytinlik, alt tarafı taş ocağı olarak işletilmesi tüm taş yapıtlara bir güzellik katmış ve Kilis insanının taş yapı sanatına çok önem verdiği anlaşılmıştır.
Kilis’i çeşitli taşlarıyla yapılaştıran ve süsleyen Taşocağı, Kesmelik adı altında ortaya çıkmıştır. Ucu bucağı görünmeyen tamamen karanlık uzaktan çivi ve çekiç seslerini yankılayan bu koca mağarada insan üstü bir kuvvetle hizmet verilmiştir. Zeytinyağı ışığında ayrı ayrı kalıplarda kesilen bu taşlar, hiçbir zaman engel tanımamış ve özel yetiştirilen eşeklerin sırtında taşınmak suretiyle ilgili yapımcılara ulaştırılmıştır.
Bugün nostalji görünümünü sergileyen Kilis’in taş yapıtları, kim bilir hangi gönül penceresinde bir saza ilham vermiştir? Yıllarca ilim irfan konularının tartışıldığı, sanatın icra edildiği medrese eğitimini misafir eden bu taşlar, kim bilir ne güzelliklere şahit olmuştur? Belki de bu taşlar, kim bilir 6 Aralık 1921 tarihinde Kilis’in düşman işgalinden kurtuluşunda, birçok önemli kararlar alınmasında sesleri gizlemiş ve dışarı sızdırmasına mani olmuştur?
Nasıl ki Kilis insanının görüş ve düşüncesinde bir ayrıcalık varsa, taşı ve toprağında da bir ayrıcalık ve özellik vardır. İşte Kilis’e güzellik ve renk veren “KİLİS’in TAŞOCAĞI (KESMELİK)” dizesinin 2., 5. ve 7. kıtalarını sizlere sunuyor ve hoşça kalın diyorum:
 
Yontarak başlar taşla güreş
Görmez göz ne ışık, ne güneş
Gelen olmaz ne bir dost, ne eş
Tek ışık veren yağlı ateş.
 
Demir tarak keser taşı
Yapıda pişer duvar aşı
Oğlan ev ister küçük yaşı
Taşlar gelmez akar gözyaşı.
 
Daşçı Ali derler adına
Yüz elli kolu kadarına
Eşeğe yükler tek başına
Can verdi Kesmelik taşında...
 
Sitemize Hosgeldiniz..
 








Türk ve Dünya Tarihinde Yaşanan Olaylar
 

DUYURU PANOSU

---Hosgeldiniz---

Kilis Kent Gazetesi , Herkese Hayirli Bayramlar Diler...
---47 YILDIR Kilis"in ,Kilisli"nin Sesiyiz---

Sitene Ekle

 
TV'de Bugün
 
 
Bugün 26 ziyaretçi (54 klik) kişi burdaydı!
Gazetelinki.com Araba Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol